Hakkımda
|
|
"Eğer bir iş senin ezelî ilminde benim dinim ve hayatım hakkında ve işimin akıbeti hakkında şerli ise onu benden geri çevir, beni de ondan vazgeçir ve benim için nerede olursa olsun yalnızca hayırlı olanı takdîr et, sonra beni ona râzı kıl."
|
Bağlantılarım
|
|
|
Bannerim
|

|
Dostsıteler
|
|
|
|
CENNET NİMETLERİ
Ebu Hureyre (R.A) diyor ki; "Bir gün Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'e; "Ya Resulullah! Cennet neden yaratıldı." diye sorduk. Bize; "Sudan yaratıldı." cevabını verdi. Arkasından; "Bize onun yapısı hakkında bilgi ver." dedik. Bize şöyle cevap verdi; "Onun bir tuğlası altından, bir tuğlası gümüştendir. Harcı keskin kokulu misktir, toprağı zağferan ve çakılı inci ve mercandır. Oraya giren mutlu olur, asla ümitsizliğe düşmez. Ebedi olarak kalır, hiç ölmez. Ne elbiseleri yıpranır ve ne de gençliği gider." (Tirmizi, Taberani, Ahmed b. Hanbel, Bezzar)
Ebu Hureyre (R.A) Peygamber Efendimiz (S.A.V) 'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir; "Cennette öyle bir ağaç vardır ki, atlı bir kimse gölgesinde yüzyıl yol alsa da yine bu gölgeyi aşamaz." Eğer isterseniz -uzun gölge- mealinde ki (Vakıa Suresi: 30) ayeti okuyunuz. (Buhari, Tirmizi)
Ebu Hureyre (R.A) Resulullah (S.A.V) 'dan şöyle rivayet etmiştir: "Cennet ehli cennete girerken tüysüz, genç, beyaz tenli, saçları dalgalı ve kara gözlü olacaklar. Yaşları otuzüç, boyları da Adem (Aleyhisselam) gibi altmış arşın ve vücudlarının genişliği yedi arşın olacaktır." (Tirmizi)
Meymune (R.A) Resulullah (S.A.V) 'den şöyle işittim dedi; "Cennette kişi kuş yemek isteyince, Horasan devesi gibi bir kuş ateş ve duman değmeden, pişmiş olarak sofrasına gelir. Ondan doyuncaya kadar yedikten sonra, tekrar uçar gider.” (Bezzar)
İbn Abbas (R.A)'den şöyle rivayet olunmuştur; "Eğer bir huri, gök ile yer arasında bir avucunu çıkarıp gösterse, onun güzelliği karşısında bütün insanlar şaşkına döner, güzelliğine vurulurlar. Şayet eşarbını çıkarsa gösterse, onun güzelliğinin yanında, güneşin altında mum ışığı nasıl sönük ise, güneşin ışığı öyle zayıf kalır. Şayet yüzünü gösterecek olsa, güzelliği yer ile gök arasını aydınlatır." (Buhari)
Suheyb diyor ki; Peygamber Efendimiz (S.A.V) “İyi iş güzel amel edenlere; daha güzel iyilik, bir de ziyade vardır." (Yunus; 26) ayetini okuduktan sonra şöyle buyurdu; "Cennettekiler cennete, cehennemlikler de cehenneme girip, herkesi aldıktan sonra bir münadi cennetliklere hitaben; -Ey cennet halkı, Allah-u Teâlâ'nın size vaadi var, onu yerine getirmek ister. Cennetlikler; "O vaad nedir? Sevabımızı ağır getirmedi mi? Yüzümüzü nurlandırmadı mı? Bizi cehennemden kurtarıp cennete koymadı mı? Bütün bu nimetten vermedi mi? Daha ne kaldı?" derler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ perdeyi kaldırır ve cennet ehli, onun cemaline nazar ederler. O’nun mah cemaline bakmaktan daha zevkli bir şey onlara ve-rilmemiştir. (Müslim) İnsanlar gidecekleri yere göre iki kısma ayrılacaklardır. Bir kısmı cehenneme giderken bir kısmı da cennete gidecektir.
Ey nefsim!
Akıllı olan bir kimse gibi bu okuduğun cennet ve cehennemin vasıflarını göz önüne getir ve onları iyice düşün. Dünya ile sarhoş olan bir kişinin yapacağı şekilde, bu anlatılanları sanki duymamış, okumamış gibi olma. İnsanın kendisini vasıflarını saydığımız bu cehenneme müstehak edip de, daha sonra kendisini akıllı sayması nasıl olur? Cennetin o vasıflarını duyupta kendisini ona müstehak etmeyen insan kendisini nasıl akıllı sayabilir.
Ey nefsim!
Eğer dünya muhabbetiyle, keyf-ü sefasıyla sarhoş değilsen ve aklın yerindeyse; gidilecek bu iki yerden kendine faydalı ve selametli olanını seç. Eğer aman, ben cehennemin bu şiddetli azaplarına dayanamam, ben cennet nimetlerine müstehak olmayı istiyorum, diyorsan;
Öyleyse
Ey Nefsim! Allah-u Zülcelal'e karşı tevbe et ve anlattığımız programa uy.
|
Tarih: 13:25, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Cennet ve Cehennem Ehli
“Ey İman edenler! Gerek kendilerinizi, gerek ailelerinizi öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlarla taştır. (O ateşin) üzerinde iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır. (me’murdur) ki, onlar Allah-’ın kendilerine emrettiği şeylere asla isyan etmezler. Neye de me’mur edilirlerse yaparlar.” (Tahrim; 6)
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem bin sene yakıldı, sonunda kıpkırmızı oldu. Bin yıl daha yakıldı. Sonunda kapkara kesildi. Şimdi o karanlık gece gibi simsiyahtır.” (Tirmizi) Cehennem, ahirette kafirlerin ve dünyada günah işleyip tevbe etmeden ölenlerin, ahirette de şefaat edenlerin şefaatlarına nail olamayan Müslümanların azap görecekleri yerdir. Orada kafirler ebedi olarak kalıp azap görecekler, Günahkar müslümanlar ise günahları kadar azap görüp cehennemden çıkarlar ve cennete girerler.
İnsan, Allah-u Zülcelal'in emir ve yasaklarına kulak vermez ve O'nun yolundan ayrılırsa, Allah-u Zülcelal ona, Şedidü'l İkab (Şiddetli azap veren) sıfatıyla cehennem ateşiyle azap edecektir. Ahirette iki yer bulunduğunu bunların cennet ile cehennem olduğunu ve cennete mü’minlerin gireceğini, cehenneme ise kafirlerin yerleştirileceğini, bunların ebedi olduğunu kur’an-ı kerimdeki ayetler, hem bunlar hakkında varid olan hadis-i şerifler açıktan açığa beyan etmektedir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur: “İyiler cennette, kötüler de cehennemde olacaklardır.” (İnfitar; 13) “Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır.” (Bakara; 24)
“Sizden hiç biriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (cehenneme) uğrayacaktır. Bu, Rabbinin üzerine kat’i olarak aldığı, kaza ettiği (bir şey) dir. Sonra takvaya erenleri kurtaracağız, zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız.” (Meryem; 71-72)
Bu ayet-i kerimeye göre, insanların cehenneme girmeleri kesindir. Fakat oradan çıkmak kesin değildir. Çünkü bunun şartı takva sahibi olmaktır. Takva sahibi olmayanlar ve zalimler ise orada kalacaklardır. Öyleyse bu akıbetleri düşünmeli ve kendimize gelmeliyiz. Şunu iyi bilelim ki, Allah-u Zülcelal’in rah-meti de, azabı da kudreti gibi sonsuzdur. Onun sonsuz rahmeti cennette, sonsuz azabı ise cehennemdedir.
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennemde deve boynu kalınlığında yılanlar vardır. Soktuğu kimse yetmiş sene acısını çeker. Orada katır gibi akrepler de vardır. Bunların da soktuğu kimseler kırk sene zehirinin etkisinden kurtulamazlar.” (Ahmed b. Hanbel, Taberani, İbn Hıbban, Hakim)
Mücahid şöyle demiştir: “Cehennemin öyle kuyuları vardır ki, içlerinde deve boynu gibi yılanlar ve katır iriliğinde akrepler bulunur. Cehennemlikler ateşten bu yılanlara doğru kaçınca yılanlar onları ağzları ile yakalayıverirler ve vücutlarını didik didik parçalarlar. Cehennemliklerin bu yılanlardan kurtulabilmek için tek çareleri ateşe sığınmak olur.”
Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bildiğiniz dünya ateşinin yakıcılığı, cehennem ateşi yakıcılığının yüzde biridir.” (Ahmed b. Hanbel)
“Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder.” (Müttefekün Aleyh)
Cehennem ateşi öyle bir ateştir ki, cehennem ehlinin etini yakıp döker. Geriye kemikten ibaret iskeletler kalır. Bunların azapları tekrar tatması içinde derileri yine eski halini alır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz.” (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: “Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir.”
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar.” (Tirmizi)
|
Tarih: 13:23, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Cennet ve Cehennem Vardır
Ey Nefsim!
Senin önünde cennet ve cehennem vardır. Yakında öleceğini ve bunlardan birisine gideceğini bilmiyor musun? Hesap günü gibi büyük bir güne adım adım yaklaşırken, başına gelecek tehlikelere hiç aldırmadan zevk ve sefa içinde kalmayı nasıl istiyorsun?
Ölümün bir gün hiçbir elçi ve haber göndermeden sana ulaşacağını ve bitmez sandığın bu dünya hayatına son vereceğini bilmiyor musun? Sana herşeyden daha yakın olan ve asla kaçamayacağın ölüme neden hazırlık yapmıyorsun?
Allah-u Zülcelal'in: “ İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, haktan yüz çeviriyorlar. Rablerinden gelen her yeni ihtarı mutlaka kalpleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler." (Enbiya; 1-2-3) ayet-i kerimesi üzerinde hiç mi düşünmüyorsun?
|
Tarih: 13:23, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Cennette Allah (C.C)' ın Cemali Görülecek midir?
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennete ve cehennemliklerde cehenneme girince cennetliklere şöyle seslenilir: “Ey cennetlikler, Allah-u Teala size bir şey vaad etmişti. Şimdi onu gerçekleştirmek istiyor.” Cennetlikler bu çağrıya şöyle karşılık verirler: “O vaad bedir ki? Allah-u Teala bizim amellerimizin sevap kefesini baskın kılarak, yüzlerimizi ağartmadı mı? Bizi cennete koyup cehennemden uzaklaştırmadı mı?” Bunun üzerine perde kalkıverirde cennetlikler O’nu görüverirler. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, cennetliklere verilen hiçbir şey O’nun cemalini görmek kadar güzel olmayacaktır.” (Müslim)
Diğer bir rivayete göre ise, Allah-u Teala cennette meleklerine: “Dostlarıma yemek verin” buyurur. Bunun üzerine ortaya türlü türlü yiyecekler getirilir. Cennetlikler bu yiyeceklerin her lokmasında farklı bir lezzet bulurlar. Yemekler bitince Allah-u Teala: “Kullarıma içecek sunun” buyurur. Bunun üzerine ortaya türlü türlü içecekler getirilir. Cennetlikler bu içeceklerin her yudumunda diğerlerinde bulunmayan bir lezzet bulurlar.
İçecekler bitince, Allah-u Teala: “Ben sizin Rabbinizim, size verdiğim sözü gerçekleştirdim. Şimdi canınız ne diliyorsa isteyinizde vereyim” der. Cennetlikler iki veya üç kez üst üste: “Ey Rabbimiz! Biz senin rızanı istiyoruz.” derler. Bunun üzerine Allah-u Teala kendilerine şöyle buyurur: “Ben sizden razıyım. Üstelik bu gün tarafımdan size bundan daha fazlası bağışlanacaktır.”
Bunun arkasından perde kalkar da cennetlikler Allah’ın dilediği kadar O’nu görüverirler. Cennetlikler Allah-u Teala’yı görünce tekrar secdeye kapanırlar ve Allah’ın dilediği sürece secdede kalırlar. Arkasından Allah-u Teala kendilerine: “Kaldırın başlarınızı, burası ibadet etme yeri değildir.” buyurur. Cennet-likler Allah-u Teala’yı görünce oranın tüm ni’metlerini unutuverirler. Allah-u Teala’yı görmek onlara diğer bütün ni’metlerden daha tatlı gelir.
Sonra yerlerine dönerler. Bu sırada arş’ın altından çevresinde bulundukları misk tepesine doğru bir rüzgar eser. Bu rüzgar onların başlarını ve binek hayvan-larının alınlarını yalayıverir. Yerlerine dönünce eşlerinin ayrıldıkları andan daha da güzelleştiklerini görürler. Eşleri de onlara: “Siz de eskisine göre daha da güzelleştiniz.” derler.
Abdullah b. Zeyd şöyle derdi: “Allah-u Teala cennet ehlini dünyada korkulu, üzüntülü, ağlamaklı ve şefkatli olmaları sıfatlarıyla beyan etti. Sonra onlara karşılık olarak da cennete girmeyi, cennetteki ni’metleri, sevinç ve sürurlara kavuşmayı takip ettirdi.”
Sonra Abdullah b. Zeyd: “Biz hakikat bundan önce dünyada ev halkımız içinde akıbetimizden korkanlar idik işte Allah bize (mağfiret ve rahmetini) lutfetti de bizi mesamata kadar işleyen sıcak sam yeli azabından korudu.” (Rahman; 46) mealindeki ayetlerini okurdu.
|
Tarih: 13:22, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Cennette En Yüksek Makamı Kazandıracak Dünya Ameli
Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yapmak cennette peygamberler ve şehidlerin bile gıpta edeceği bir makama ulaşmaya vesile olmaktadır. Enes (R.A) şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber (S.A.V) buyurdu ki: “Peygamber ve şehid olmayan, fakat kıyamet günü, Allah-u Teala katındaki derece itibarlarından dolayı nurdan minberler üzerinde oturan, peygamber ve şehidlerin kendilerine gıpta ile nazar ettikleri kimseleri size haber vereyim mi?” Ashab: “Ya Resulallah! Onlar kimlerdir?” diye sordular. Hz. Peygamber (S.A.V) de şöyle devam etti: “Onlar, Allah’ı insanlara sevdiren, insanları da Allah’a sevdiren ve yeryüzünde nasihatçılar olarak dolaşan kimselerdir.” Bunun üzerine bir kimse: “Ey Allah’ın Resulü! Onlar Allah’ı insanlara sevdirirler. Fakat insanları Allah’a nasıl sevdirirler?” diye sordu. Bu soru üzerine Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu: “Onlar insanlara iyiliği emredip kötülükten nehyederler. İnsanlarda bu nasihatçılara itaat ettikleri zaman Allah-u Teala da kendilerini sever.” (Beyhaki)
Buradan da anlaşılmaktadır ki, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yapmak cennette peygamberler ve şehidlerin bile gıpta edeceği bir makama ulaşmaya vesile olmaktadır.
Cennet-i alaya ulaşmak içinde cennetin anahtarını bilmek gerekir. Buhari’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Vehb b. Münebbih’e: “Cennetin anahtarı La İlahe İllallah kelime-i tevhidi değil midir?” diye soruldu. Bunun üzerine Vehb b. Münebbih şöyle buyurdu: “Evet La İlahe İllallah kelimesi cennetin anahtarıdır. Fakat muhakkak ki her anahtarın dişleri vardır. Eğer dişli anahtar getirirsen o sana kapıyı açar. Eğer dişleri bulunan bir anahtar getiremezsen o anahtar sana kapıyı açmaz. Anahtarın dişleri; Allah-u Teala’yı tevhid olan (La İlahe İllallah) kelimesi ile Allah’ın emrine itaat edip yasak ettiklerindende kaçınmaktır.”
Hülasa olarak; Allah-u Zülcelal azamet sahibi olduğundan dolayı, yarattığı cennetinde ne kadar güzel olduğunu ancak kendisi bilir. Bütün bu yazılanlardan da anlaşıldığı üzere günah-lar insanı cennetten uzaklaştırır, Salih ameller ise insanı cennete yaklaştırır. İnsan bu hakikatı bilirse ne kadar çok amel yaparsa yapsın yine de azdır. İnsan daima cenneti talep etmeli, bunun içinde Salih amel işlemeli ve günahlardan uzak durmalıdır.
Unutmayalım! insanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir. Cennet mü’minler için huzur ve güven yeridir.
O gün Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanlar cennet nimetleri ile mutlu olacak, inkar edenler ise korkunç azap ve hüsrana uğrayacaklardır.
Ayet-i kerimede; “Beni zikredin, bende sizi zikredeyim.” (Bakara; 152) buyurulmuştur. Bizim O’nu zikretmemiz, dünyadayken O’nun emirlerine itaat edip, Salih amelleri işleyip günahlardan kaçınmamızdır. O’nun bizi zikretmesi ise, bu zor yerlerde imdadımıza gelmesi ve bizlere yardım etmesidir.
O halde Akıllı bir insan gibi nefsine sor; cennet bahçelerinde huzur ve zevkle dolaşmak mı, yoksa cehennem çukurlarında azap çekmek mi ister? Tabi ki nefis güzel olanı, cennet bahçesini ister.
O zaman anlatılanları sadece okumakla kalma, kalp gözüyle görerek yaşa ve o gün için salih amel işleyerek hazırlık yap. Çünkü her şeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah’ın rızasıdır. |
Tarih: 13:21, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Cennet ve Cehennemlikler Kimlerdir?
“Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan cennete koşun. Onlar (o takva sahipleri) bollukta ve darlıkta infak edenler, öfkelerini yutanlar, insanlar (ın kusurlarından) af ile geçenlerdir. Allah iyilik edenleri sever. Ve çirkin bir günah işledikleri, yahut nefslerine zulmettikleri vakit hemen istiğfarda bulunurlar. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir ki? Bir de onlar işledikleri günah üzerinde bile bile ısrar etmezler. Onların mükafatı Rablerinden bir mağfiret ve altından ırmaklar akan cennetlerdir ki, orada ebedi kalıcıdırlar. Böyle yapanların mükafatı ne güzeldir.” (Al-i İmran; 133-136)
Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Rabbinizin mağfiretini ve genişliği göklerle yer kadar olan cenneti kazanmak için yarışın. Bu cennet Allah’a ve peygambere iman edenlere va’dedilmiştir. Bu Allah’ın fazl ve keremidir, onu dilediğine verir. Allah, büyük fazl ve kerem sahibidir.” (Hadid; 21)
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah'tan cennet istediğiniz vakit Firdevs'i isteyin." (Tirmizî)
Hz. Peygamber (S.A.V) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bir melek cennet ehline şöyle seslenir: Ey Cennet ehli! Sizin için burada devamlı sağlık vardır. Siz burada hiç hastalanmayacaksınız. Sizin için burada devamlı yaşamak vardır. Siz burada hiç ölmeyeceksiniz. Sizin için burada devamlı gençlik vardır. Siz burada hiç ihtiyarlamayacaksınız. Sizin için burada devamlı sevinç vardır. Siz burada hiç üzülmeyeceksiniz.” (Müslim)
Şunu iyi bilelim ki, cennet ve cehennem birbirinin tamamen zıddıdırlar. Cehennem akla gelebilen ve akla gelmeyen azapların, sıkıntıların ve musibetlerin yeri; cennet ise akla gelebilen ve gelmeyen saf ni’metlerin, sevinçlerin ve mutlulukların yeridir. Onun için cehenneme karşı korku, cennete karşı da ümit hislerini geliştirmek ve bu hislerle nefis ve iradeyi kötülük ve şer yolundan çevirip takva ve hayır yoluna sevk etmek lazımdır.
Cennette yalnızca ölüm ve ayrılığın olmaması, hastalık, ihtiyarlık ve fakirliğin bulunmaması yeterli ni’metler iken bunların yanında gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, aklın tasavvur edemediği ve hayalin yetişemediği ni’metler vardır. Nitekim Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse kendisi için ne gibi göz kamaştırıcı ni’metlerin hazırlandığını bilemez.” (Secde; 17)
Sehl İbn Sa'd (R.A) anlatmıştır: "Ey Allah'ın Resulü! dedim, insanlar neden yaratıldı?" "Sudan!" buyurdular."Ya cennet? dedim, o neden inşa edildi?" şöyle buyurdu: "Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da za'ferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.”
Hz. Peygamber (S.A.V) sözlerine şöyle devam buyurdular:
"Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir): Adil imam (devlet başkanı). İftarını yaptığı zaman oruçlu. Zulme uğrayanın duası. Allah, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teala hazretleri: "İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur." (Tirmizî) |
Tarih: 11:16, 1/8/2007 Kategori: CENNET |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|